#basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2014 Cuma

Win or Go Home: Galatasaray Liv Hospital

Euroleague’de işler iyice kızıştı. 10. Haftanın oynandığı bu hafta, yine ilginç sonuçlara sahne oldu. F grubunda kesin olan tek şey var, Maccabi Tel Aviv’in grubu üçüncü sırada bitireceği. CSKA Moskova mı Real Madrid mi birinci olacak göreceğiz. Birbirleriyle oynayacakları maçlar birinciyi belirler diye düşünürken, Real Madrid dün Almanya’da Bayern Münih’e kaybetti. CSKA tarafından ise Teodosiç’in dünkü maçta sakatlandığı haberi geldi. Durumu ciddi mi değil mi bilmiyorum. CSKA Moskova’nın evinde Real Madrid’i on dört sayıyla yendiğini düşünürsek, eğer ekstra bir mağlubiyet almazlarsa grubu ilk sırada bitirmek için avantajlılar.

Dördüncü sıra için Galatasaray, Kuban ve Bayern Münih çekişiyor. F grubunda kazan iyice kaynıyor hatta alev alıyor. Bayern’in dün Real Madrid’i yenmesi Almanlar için ekstra bir galibiyet oldu. Şu anda bir adım öne geçtiler ama kalan dört haftada CSKA Moskova ve Maccabi maçları var, Galatasaray ve Kuban’a da deplasmana gidecekler. Fikstür olarak dezavantajlılar ama direk rakipleri ile oynayıp kendi kaderlerini kendileri belirleyecekler.
Galatasaray açısından bugün top 8 hayallerine devam edip etmeyecekleri belli olacak. Kuban’ı deplasmanda kesin yenmek zorundalar, haftaya da Bayern’i Abdi İpekçi’de yenmek zorundalar. Bu akşam Kuban’dan çıkacak olumsuz bir sonuç çeyrek final hayallerini bitirebilir. Banvit mağlubiyetinin takımı hırslandırıp, olumlu bir şekilde bu akşamki maçı etkileyeceğini ümit edelim.
Kuban’ın kendi sahasında Galatasaray ve Bayern’le oynayacak olması avantaj. Böyle hedef maçlarda, iki taraf da hedefe odaklandığı için ev sahibi-deplasman farkı hissedilmeyebilir ama Kuban seyirci desteğini de arkasına alırsa dördüncü sıradan çeyrek finale kendisini atabilir.
Grubun en önemli maçı bu akşam. Kuban deplasmanından umarım galibiyetle döneriz.

Avrupa'dan bir kupa daha gelir mi?


Bu hafta ülkedeki malum olaylardan dolayı evde maç izlemeye zaman ayıramadığımdan, bütün maçların sadece skorlarına bakabildim. Haftanın en güzel iki olayı Royal Halı Gaziantep'in Eurochallenge'da final four'a kalması ve Aykon TED'in Eurocup'ta çeyrek finale kalmasıydı.

Aykon TED ile Khimik Yuzhne arasında Ukrayna'da oynanması gereken ilk maç, Ukrayna'daki olaylar yüzünden orada oynanmamış ve İstanbul'da oynanmıştı. 4 sayıyla kaybettiği ilk maçın rövanşını 12 sayıyla alıp, son 8'e adını yazdırdı Aykon TED.  Başkentin göz önünde olan takımı Türk Telekom, bu sene de her sene olduğu gibi yine bol sıfırlı paralarla kadro kurup, yine sene sonu hüsran yaşayacaklar. Şu anda düşme potasının sadece bir puan üzerindeler. Şehrin diğer takımı Aykon TED ise, şu anda Tofaş'la aynı galibiyet-mağlubiyet sayısına sahip ve sekizinci sıradan play-off potasına atmış kendini. Ercüment Sunter önderliğinde iyi mücadele ediyorlar. Kadroları sınırlı, Eurocup'ta çeyrek finalde de Unicks Kazan'la eşleştiler. Turun favorisi Kazan gibi ama Aykon TED turu geçmek için elinden geleni yapacaktır.

Royal Halı Gaziantep'e gelirsek, Antep'te yendiği Tsmoki'yi deplasmanda da yenerek turu iki sıfıra getirip final-four'a kalmış. Royal Halı Gaziantep, şehrin desteğini arkasına alıp basketbolda büyüyebilir. Şehrin potansiyeli var. Kulüp de idari olarak istikrarlı olursa Antep'in geleceği açık. Cem Akdağ ile başladıkları doğru tercihlerde, istikrarlı olsalar uzun yıllar başarılı olabilirler. Jurij Zdovc'a sahipler. Barış Ermiş hamlesi de etkisini gösteriyor. Final four'da da İtalyan takımıyla eşleşmişler. Reggio Emilia ile 25 Nisan’da final için mücadele edecekler. Yolları açık olsun.

Ülkeye bir Eurochallenge kupası daha gelebilir. 2 yıl önce Beşiktaş Milangaz kupayı kazanmıştı. Gaziantep'in bu başarısı, bi anlamda kupanın gerçek değerini de bize tekrar hatırlattı. Gaziantep'in başarısıyla kıyaslamıyorum, final four gerçekten çok büyük bir başarı Antep için ama o zamanlar Beşiktaş'ın neden eleştirildiğini de gözler önüne seriyor bu tablo.

Ergin Ataman'ın önderliğinde, Başbakan'ın fırçalayıp ağlattığı Demirörenler'in paralarıyla, Euroleague bütçesi ve kalitesinde kurulan takım, Eurocup'ta daha ilk turda elenince haklı olarak eleştirilmişti. Takımın Eurochallenge'ı alması başarıydı, kabul ediyorum ülkeye her yıl bir avrupa kupası gelmiyor ama Eurochallenge'ın seviyesi de belli.

 

28 Şubat 2014 Cuma

Semih Erden'den daha fazlası: Kabul edin Türkler, bu kural olacak iş değil.


Anadolu Efes, Barcelona'ya uzatmada 89-84 kaybetmiş. Maçın tamamını izlemedim. Kadrolar belli olduğunda sırf Semih Erden merakımdan biraz bakayım dedim, ilk periyottan maç kopar gibi olmuştu. Bütün maç da böyle devam eder, Semih de zaten oyunda değil, bana gülecek bir şey yok diyip kapattım. Sonra maçın uzatmaya gittiğini, Barcelona'nın uzatmada kazanabildiğini, hatta Semih Erden olmasa Anadolu Efes'in maçı kazanacağını öğrendim. Semih Erden son pozisyonda box out  yapmayınca Joey Dorsey bir saniye kala topu tiplemiş ve maç uzatmaya gitmiş.

 
 

Resim yukarda. Videodan daha net anlaşılıyor. Gerçekten olacak iş değil. (http://www.ntvspor.net/video-galeri/olacak-is-degil)

Semih Erden özelinde bakarsak, hiçbir zaman kendisini sevmedim. Semih Erden her saçmaladığında kendime küfrettim. Ben sabah 8 akşam 6 mesai yaparken, adam benim aldığım maaşın 10 katını kazanıyor. Neyse kader diyelim. Olaya geri dönersek, Semih Erden'i kişisel olarak eleştirebiliriz. Hiçbir zaman basketbol zekası yüksek bir oyuncu olmadı, Avrupa'da ve milli takımda bunu sıkça gördük. Bence, Boston'dayken  Cavs'e takas edilmeseydi kariyeri çok başka yerlere gidebilirdi. Zaten Cavs'e gittikten sonra takımında süre alamadı ve kürkçü dükkanına geri döndü. Geçen sene Stanco Barac'la beraber, Efes taraftarlarını kanser eden ikili konumundaydılar. Yaptıkları, hatadan öte saçmalama düzeyindeydi. Bu sene Mahmuti gittikten sonra Angelou, onu kadro dışı bıraktı ve oynatmadı. Anadolu Efes'in zaten çeyrek final yapma şansı yoktu ama Barcelona karşısında birden Semih Erden'i oynatmak da Angelou'nun hanesine eksi olarak yazılmalı.

Gelelim büyük resme bakmaya. Geçen hafta Türk basketbolcular, yabancı sınırıyla ilgili twitterda kampanya başlatıp, olayı milliyetçilik seviyesine indirgediler. Türkiye'de basketbol sahada 3+2 yabancı kuralıyla oynanıyor. Böylece Türk oyuncuların çoğu nasıl olsa süre alacaklarını bildiklerinden gelişmiyorlar, rekabet ortamı bulamıyorlar. 2001 yılında evimizde ikinci olduğumuz Avrupa Şampiyona'sından sonra kulüpler düzeyinde de milli takım düzeyinde de hiçbir başarımız yok. O turnuvada yendiğimiz İspanya'nın ise neler başardığı ortada. Hala iddaa ederim, bizim o jenerasyonumuz İspanya'dan iyiydi ama elde var sıfır.

Semih Erden yanlış bilmiyorsam ülkenin en çok kazanan yerli oyuncusu. Avrupa'da da ismi var, bir şekilde piyasası var. Bir basketbolcu kadro dışı kaldıktan sonra, ya kendini değiştirecek-hatalarını bulmaya çalışacak ya da parasını saymaya devam edecek. Semih Erden nasıl olsa bir şekilde kendisine süre bulacağını bildiği için ( bu saçma kural işlediği sürece bir şekilde süre gelecektir kendisine) hiç değiştirmemiş kendisini. Üstelik kendisini tekrar ispat etme maçında, Barcelona'ya karşı maçı kendi elleriyle vererek tüm Avrupa'ya rezil etti tekrardan kendini. Twitter'da dönen muhabbetlerin hepsini hakketti. Bu sene Efes'in en az iki maçını kendi elleriyle verdi. Karakter olarak belki güçlü geri döner mi  soruları ise bir umuttan öteye gitmedi.

Türk basketbolcular için önemli bir örnek Semih. Evet yabancı sayısı sınırlı kalmalı, evet belli yaştaki oyuncular 12 kişilik kadroda bulundurulmalı ama parkedeki 3+2 kuralı en az Turgay Demirel'in varlığı kadar saçma. Türk basketbolcuların önünü kesecekler, Türkler gelişemeyecek dedikleri ülkenin en iyi iki Türk oyuncusu 77 doğumlu Kerem Gönlüm ve 79 doğumlu Kerem Tunçeri. Türkler gerçek hayatta değil de aynada ve şarkılarda dev adamlar, biraz gerçeklerle yüzleşmeyi öğrensinler.