20 Mart 2014 Perşembe

The Return of The King: Zeljko Obradovic

9 Ağustos 2012'de yazmışım bu yazıyı. Obradovic'in Pao'yu bıraktığını açıkladıktan sonra. Bugün, yaklaşık 1,5 yıl sonra Obradovic OAKA'ya geri dönüyor. Always in our hearts..

 Olmasaydı Sonumuz Böyle


09.08.2012
 
Nick Calathes, Romain Sato, Mike Batiste, Kostas Kaimakoglou, Stratos Perperoglou, Drew Nicholas, Antonis Fotsis, Aleks Maric, Ian Vougioukas. Bu isimleri sporla, basketbolla ilgili herkes hayatında bir çok kez duymuştur. Çok da uzağa gitmeye gerek yok.

Takvim 8 Mayıs 2011’i gösterdiğinde; basketbolda Avrupa’nın en büyüğü olan Panathinaikos’un o gün süre alan 11 oyuncusundan 9’u bu isimlerdi. Barcelona’da oynanan final maçında Panathinaikos’la kupayı kazanan bu 9 oyuncunun tamamı, artık Panathinaikos için oynamayacak.

Yunanistan’daki ekonomik kriz malum, ülke çok zor zamanlar geçirdi,geçiriyor ve geçirecek gibi. Yunanistan’da herkesi etkileyen bu kriz, doğal olarak ülke basketboluna da sıçradı. Ülkenin en büyük basketbol kulübü olan Panathinaikos da (Olympiacos taraftarları kusura bakmasın) kadroda küçülmeye gitti.

2012 sezonuna Fotsis,Nicholas’a veda edip, Saras-David Logan-Steven Smith eklemeleriyle giren yeşiller yine de temel kadroyu elinde tutmuştu. Yıllardır Yunanistan Lig şampiyonluğunu kazanan PAO, hem “Euroleague şampiyonu ünvanını elinde tutmak hem de ligi tekrar kazanmak” hedefleriyle sezona başladı.

Euroleague’de final-four yapan takım, ligde de finale ulaşacaktı. Pao’nun önündeki rakibin kim olacağının ise ön izlenimi Yunanistan Kupası’nda görülmüştü. Olympiacos farklı öne geçtiği maçta, son çeyrekte maçı PAO’ya vermesine rağmen ilerisi için rakibine mesajı vermişti.

2012 İstanbul’da CSKA’ya karşı elinden geleni yapan Pao maçı kaybedip, teselli ikramiyesi olarak gördüğü lig şampiyonluğuna odaklanıyordu. Euroleague’de top 16’dan sonra çıkışa geçen, daha doğrusu durdurulamayan Olympiacos lig şampiyonluğunu da kazanarak sezonu duble ile kapatıyordu.

Şampiyonluğun kaybedildiği akşam ise Panathianakoslu taraftarların aklında tek bir şey vardı: Medyada dile getirilen “Obradoviç takımı bırakacak haberlerinin gerçeği”.

Çok iyi hatırlıyorum, izlerken o an en büyük aşk fimlerinin seni seviyorum sahnesi gibiydi.(http://www.youtube.com/watch?v=hqp5L84vZ-o&feature=share) Kısa bir çeviri yapacak olursak, Obradoviç  kalbim burada- kalmak istiyorum demesine rağmen ,kulüpten ayrılmak zorunda kaldı. Oraya gelen taraftarlar, ne PAO’nun çocuğu Zeljko demek için geldiler ne de Kocaman Gururumuzsun, İmparatorsun demek için.
 

10 yıl boyunca başarısız olunacak deseler, yine de Zeljko’nun kalmalarını isterlerdi. Burada başarı odaklı bir birliktelikten söz etmiyoruz; gerçek bir bağlılık, gerçek bir sevgiden bahsediyoruz. Bunlar olunca başarı da doğal olarak geliyor zaten.

Zeljko’nun Giannakopoulos kardeşler  ile takımın bütçesinde anlaşamadığı yüzünden takımı bıraktığı söyleniyor ki yine söylenenlere göre 3 milyon euro gibi bir fark varmış Obradoviçle yönetim arasında. Bu da ekonomik olarak durumun ciddiyetini ortaya koyuyor, gerçek bir FEDA’dan söz ediyoruz burada. (AEK’nın küme düşürüldüğü heralde olayın ciddiyetini anlatmak için yeterli)

 Hikaye de bir anlamda burada başladı. Domino taşı gibi Obradoviç ayrıldıktan sonra oyuncularda birer birer ayrılmaya başladı. Avrupa’da ekonomik krizden etkilenmeyen ülkeler olan Rusya ve Türkiye oyuncuların genel olarak tercih ettiği yerlerdi.

En son ayrılık haberi de 7 Ağustos’ta ,dün geldi.1984 yılının 7 Ağustos’un da dünyaya gelen Stratos Perperoglou, yaş günü hediyesi olarak PAO’nun en büyük rakibine transfer oluyordu. 4 yıl formasını giydiği Yeşiller’den,kırmızılara geçen Perperoglou’nun ilk OAKA maçında onu doğuran annesiyle ilgili düşüncelerini Gate 13’den dinleyeceğiz! Gemiyi terk etmeyen iki oyuncu ise Diamantidis ve Tsartsaris.

Takımda koçtan oyuncusuna kadar bir çok değişikliğe giden PAO elbette bundan sonra da başarılı olacaktır, kupalar kazanacaktır ama şöyle geriye dönüp son 10 yıla baktığımızda Avrupa basketboluna damga vurmuş bir kulübün bir anda böyle bir değişikliğe mecbur kalması elbette üzücü.

2000 yılında gelip 2012 yılında bıraktığı Panathianiskos’ta Zeljko, tam 5 defa Avrupa’nın en büyük kupasını kazandı. Bu süreç içinde 2001-2002 ve 2011-2012 sezonları hariç Yunanistan Ligi şampiyonluğunu kazanarak, lige adeta damgasını vurdu.

Günümüzden geçmişe doğru gidecek olursak, bu sene Nba yıldızlarıyla dolu CSKA’ya karşı oynadıkları oyunu hatırlıyoruz. Biraz şanssızlık, biraz son dakikadaki hakem kararları ile kupaya veda ettiler ama sadece ilk çeyrekte yaptıkları bile alkışa değer.

2011’de ise;  kendi evinde oynanacak Final Four’un en büyük şampiyonluk adayı Barcelona’yı, hem de ev sahibi avantajı olmamasına rağmen top 8’de 3-1 ile geçmeyi başardıklarını hatırlıyoruz. Nba’in yeni Avrupalı starı olarak gösterilen Ricky Rubio’yu Nick Calathes ile bitiren Zeljko, Diamantidis’in efsane performansıyla yine kupaya uzanıyordu.

2009-2010 sezonuna dönecek olursak, o sezon Euroleague’e top 16’da veda eden PAO, ”şampiyon olduğu sezonun arkasında top 16’ya veda etme” gibi ilginç bir alışkanlık kazanıyordu. 2008-2009’da ise; Berin’de oynanan Final Four’da önce en büyük rakibi Olmypiacos’u geçen PAO, finalde de CSKA’yı geçerek yine kupaya uzanıyordu.

Bir önceki sezonu yine top 16’da noktalayan PAO’nun, 2007’yi yine Euroleague şampiyonu olarak kapattığını hatırlatalım. 2005’te o aralar Avrupa’nın en iyisi Maccabi’ye karşı oynadıkları oyun da hala akıllarda. Dedik ya unutulmayacak yıllar yaşadılar, yaşattılar.

2002 (İbrahim Kutluay’dan hatırlayabiliriz) ve 2000 yıllarınıda  Zeljko önderliğinde şampiyon olarak noktalayan PAO’nun şu son 12 senesini - özellikle de 2005 sonrasını – anlatmak için,aldıkları kupaları yazmak yetmez.Bodiroga’lar,Diamantidis’ler,Spanoulis’ler,Saraslar,Batiste’ler,rol oyuncular da yetmez.

Hani  yaşaman lazım derler ya öyle seneler yaşattı PAO. Rakiplerinden her zaman saygı gördüler, her zaman da o saygıyı hak ettiler.

Hani bazı takımlar vardır hep hatırlanırlar, o takımlardan biri de PAO olacak hem de 2000-2012 arasında yaptıklarıyla. (Saras’a selamımızı gönderip,saygı da kusur etmeyelim.)

Süreç biraz uzun, gelen-giden oyuncu sayısı da biraz uzun  ama olsun Horto Magiko’da uzun. Nasıl televizyon başında Gate 13’e katılıp yıllarca beraber söylediysek, o yılları da hep hatırlayıp söyleyeceğiz.(Yeni başlayanlara Horto Magiko http://www.youtube.com/watch?v=u0rMe2Vyb9E )
 

Böyle güzel bir oluşumu insan en azından 2-3 yıl daha,Diamantidis 35’ine gelene kadar izlemek isterdi.Eminim rakipleri de böyle bir takımın bozulmasını değil,devam etmesini isterdi ama artık gerçek şu ki Pao’da yeni bir devir başlıyor…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder